28 Kasım 2014 Cuma

Aslolan Ruhumuz Doğu Görevinde Olmasın

           






Uzun zamandır yazmıyorum,yazamıyorum,yazmak içimden gelmiyor,kısacası üşeniyorum. Oysa çok şey yaşadım, hala yaşıyorum ve bu yaşananları da hissettirdiklerini unutacağım diye korkuyorum. İleride sevdiklerimle paylaşamayacağım,bu güzel anlarıma şahit olamayacaklar hissi ah keşke şunu da paylaşsam, bilseler hissi hiç ama hiç bitmesin istiyorum. Belkide sırf bu yüzden yazıyorum.Bildiğiniz üzere hep bitsin,artık bitmeli dediğim üniversite hayatım bitti. Ve inanması güç ama çok bocaladım,üzüldüm,kabullenmekte zorlandım.Hayat hep böyle paradokslar.Yani bitsin istiyorsunuz,bitince üzülüyorsunuz ama yine de geri dönemiyorsunuz. Bir şeyler yeniden başlayamıyor,yeniden başlasa da başlayan şey önceki ile eşdeğer olmuyor ve bir süre sonra biten şeylere,güzel yıllarınıza üzülmek yerine onları güzel anılar,mutlu yıllar olarak hatırlıyor ve hayat kütüphanenenizin en güzel köşesine yerleştirip yıllar sonra da aynı tatla okuyabileceğiniz,sadece değerini bileceği insanlara ödünç olarak verebileceğiniz kitaplar olarak saklıyorsunuz.Bilmiyorum böyle şeyler düşünmem artık yaşlandığımı mı gösteriyor yoksa olgunlaştığımı mı, inanın bilmiyorum ama ilk seçeneğin gerçekliğini düşünmek dahi istemiyorum. Bir şeylerden vazgeçmiyorum,bazı heyecanları hala içimde taşıyorum.Bütün resmi ve soğuk insanlara rağmen içimde varlığını sürdüren bir fincan kahve sıcaklığını da,paha biçilemez samimiyet hissini de koruyorum. Eskisi kadar içimde yaşamıyorum bazı şeyleri,ya da tepeden bakmıyorum kimseye.Çünkü artık sadece kendi yolumda ilerlemek yerine,yeni yollar çizmem gereken miniklerim var arkadaşlar, bunu biliyorum.Bizim yaşadığımız hayattan çok uzak,belki hiçbir zaman karşılaşma fırsatımızın olamayacağı farklılıklarla,bambaşka dünyalarla karşılaşıyorum.İlk yalnızlıklarımı,ilk haksızlıklarımı,ilk çömezliğimi,mutluluğumu hatta belkide ilk değişimimi yaşıyorum.Bazen şaşırıyorum.Anlam veremiyorum. Yok artık diyorum. Bütün bunlara eyvallah ettiren şey ise sadece bir minik kalbin içinde yer alışım oluyor. Duyduğum güzel bir cümle,minik bir ilgi ve daha bir sürü şey.Ve ister istemez artık odak noktanız değişiyor. Her sohbette,her muhabbette araya sıkıştıracağınız tekrarlayışlar oluyor. Hep aynı şeylerden bahsetme,hep bir anlatma isteği doğuyor. Ve bütün hislerimi de anlatacağım şeyleri de en çok senin için saklıyorum sevdiğim. Sen tabi yine yoksun .Artık daha az bekliyorum haberin olsun:) Neyse bu konuya hiç girmiyorum. Aslında bütün bunları yazma isteğini içimde oluşturan tek şey kocaman tanelerle yağan kar ve içimde bastıramadığım "içimden dedim beraber yürüyelim olur mu " hissi,yeni bir şehirde yaşadığım ilk kış.İçimde hissettiğim koca mutluluk, etrafımdaki insanları gördükçe şükredişim.Dönüp baktığımda gerçekten ne kadar dolu yaşamışıdığımın farkına vardıran her şey.İyi ki onlar gibi değilim dediğim insanlar ve bu sabah yaptığım daha önce de benzeri şeyleri hissettiren bir telefon konuşması."Hocam çocukları gezmeye götürecekmişsiniz,sürekli sizinle ilgili olumlu şeyler duyuyorum .Ben çocuğumu sizinle fizana bile gönderirim "diyen bir insan samimiyeti. Hayatımın her dönemi içinde yaşarken farkedilmese de bana çok şey katmış,çok iyi insanları hayatımda var etmiş ve ben biliyorum ki bu yıllarda öyle olacak inşaAllah. İlk kış yaşadığım bu şehirde gün gelecek son kışımı yaşayacağım. Aslolan bu iki kış arasını bahar tadında geçirmek.




11 Eylül 2014 Perşembe

Ben de O Eski Bloggerlardan mıymışım.

Slm arkadaşlarrrrr. Yok,bu çok tiye alır gibi oldu. Merhabalar arkadaşlar.Sanki bu da çok resmi. Neyseee arkadaşlar ya gerek yok böyle şeylere ben döndüm.Uzun zamandır çok ama çok uzun zamandır blogumu hayatımdan çıkarmıştım.Yazmıyordum,yazmayı da hiç düşünmüyordum. Belki bir tumblr hesabı açar orada yeniden,sıfırdan başlarım diyordum. Ama yapamadım arkadaşlar.Kıyamadım bu kadar emeğe ve anıya.Şimdi dedim ki kesintili olarak yıllar sonraya yazmaya başlasam,kazara birkaç arkadaşım rast gelse okusa,hani şu ergen yıllarımın triplerini okusa Ki kendilerine yazı falan bile diyemiyorum yani.Tam bir rezillik olmaz mı. “Ya Seda sen böylemiy mişsin aaa falan demezler mi” diye düşündüm. Kompleks yaptım biraz.İşte bunlar hep mahalle baskısı. Sonra dedim ki aman Seda Allah aşkına yani sonuçta taaa lise yıllarında açılmış bir blog bu. Ne beklebilirler ki sanki. Hepimiz ergendik bir zamanlar sonuçta dedim. Hem bak ne havalı blog falan dedim. Yani sonuçta ben de hani şu şimdilerde hakkında kısmına yazılan “eski blogger” lardanım arkadaşlar. Aman Allahım oldukça havalı .Gülücük. Arkadaşlar uzun zaman sonra ilk kez pc başından yazıyorum ve bu sebeple bazı sıkıntılar yaşamaktayım.Yani klavyem gülücük koymuyor ya da ben beceremiyorum. Bu nedenle siz,size komik gelen yerleri ve türevlerini,sonunda uygun gülümseler varmışcasına okuyunuz lütfen.Bunun sonunda da koca bir üzgün surat var arkadaşlar bilginize. Neyse yine çok dağıldı ne diyorduk arkadaşlar.  Hı, yeni bir hesap açacaktım. Burası fazla ergen yıllarım içerikliydi falan. Sonra dedim ki kendi kendime “saçmalama be Seda,ergen misin sen sanki ,kaçtıkların kime ait, başkasına mı ki şu an buraya soru işareti koymak istiyorum ama yıldızımsı bir şey  çıkıyor. Çok sinir bozucu. Öyleymiş gibi okuyun lütfen.Hı,evet buradaki her olay,her cümle,her söylenen,yazılan,çizilen sensin. Evet lisede melankoliayı biraz doruklar da yaşamışsın,fazla dram yapıp kendi kendine triplere girmişin ama yine de olsun. Bunlardan kaçmazsın kızım. Kaçışın varsa bile kurtuluşun yok dedim kendi kendime ünlem.”Sonra uzun zamandır planladığım bu yazıyı bu gece yazmaya koyuldum.Hoş artık buralarda beni takip eden kimseler var mı bilemiyorum ama yine de ben buralardayım eskisi gibi. Takip ettiğim blog okumayı  özlemişim. Başkalarının hayatlarını uzaktan takip etmek hep hoşuma gitmiştir.Bir de hani hep tweet de,instagramda falan saçmalardım ama sanki şu an uzun bir yolculuktan sonra kendi evine,yuvasına dönen insan rahatlığıyla saçmalıyorum o derece yani. Eski birkaç yazıma baktım da fazla aşağı inemedim tabi.Dayanamadım yani ne yapayım her satırda “yok artık bunu ben mi….” Anladınız siz gerisini arkadaşlar demekten kendimi alıkoyamadım tabi. Hı bir de şunu sileyim de bari kimse görmesin deyip sonra da silmeye kıyamadım. Aman kim görürse görsün hissi.Üniversite hayatı ile beraber yavaş yavaş yazmayı bırakmışım. Evet asıl gelmek istediğim mevzuda bu sanırım. Lisede bir şeyleri doruklarda yaşayarak,sürekli paylaşma hevesindeyken,üniversitede bu his kendini yok artık onu bile yapamayacağıma bırakmış.Sanki o bir geçiş evresiymiş. Bi tatilmiş,müsvedde bir zamanmış,yırtılıp çöpe atılmış.Bir zamanlar bitmesini çok istediğimi her satırda vurguladığım üniversite  hayatını şimdilerde özlüyor olmama da şaşmıyor değilim. Otuzuna gelmiş insanlar gibi konuşsam da unutanlar için söyleyeyim ben daha yeni mezunum arkadaşlar. Öğrenci kimliğinden,öğretmen kimliğine yeni geçiş yapan ve Erikson un psikososyal gelişim kuramına göre kimlik karmaşasını doruklarda yaşayan yeni bir mezun. Neyse arkadaşlar. Çok uzattım bundan sonra sıkça buralardayım eskisi gibi. Eskisi gibi dediysem daha az ergen,daha az depresif,daha az bunalımlı tabi. Her şeyi yazıp paylaşmak ve saçmalamak konusunda ise hep eskisi gibi.Sonuçta buralar  hep benim kime ne yani. Burada bir göz kırpma şeysi ve soru işareti var tabi arkadaşlar. Şurada da kocaman bir gülücük.

Neyse şimdilik hoşcakalın.